Makaleler

Rol karmaşası

Önce ‘eş’siniz. Evliliklerde arkadaşlık elbette çok önemli ama en sevdiğimiz dostumuzla evlenmeye kalkmıyoruz öyle değil mi?


En çok üzüldüğüm , en adaletsiz görünen ama bir o kadar hayatın içinden tablolar ; duygular değişince geriye kalanlar.


Aşk, sevgi namına bütün duygular bitmiş. Görseniz birbirlerine o kadar önem ve değer veriyorlar ki! Ama tanımları hep çocuğumun annesi/babası, en iyi arkadaşım, dostum sıfatları üzerine kurulu. Eşinizle arkadaş da olmak istemeniz elbette önemli ama en sevdiğiniz dostunuzla evlenmeye kalkmanız saçma olmaz mı? Hayatta birçok rolümüz var. Hepimiz birilerinin evladı, kardeşi, ablası, abisi, annesi, babasıyız. Çocuğumuza ebeveyn kimliğiyle davranıyoruz, iş yerinde başka roldeyiz… Marketten alışveriş yaparken müşteri kılıfımız üzerimizde. Kardeşimize karşı sorumluluklarımız çocuğumuza duyduğumuzdan farklı. Gelin veya damadı oluyoruz yabancı bir ailenin… Onlarla hukukumuz kendi ailemizdekinden farklı. İş evliliğe gelince, “Eşin için hangi sıfatları ifade etmek istiyorsun?” sorusunun yanıtı genelde birden fazla oluyor. Yakında evlenecek bir kadın danışanım bu soruya şöyle yanıt verdi; “Yeri geldiğinde eşi, yeri geldiğinde arkadaşı, annesi, kardeşi olmak istiyorum. İşte başı sıkıştığında bana danışsın, hasta olduğunda ona ben bakayım. İçip dağıtmak istediğinde arayacağı kişi ben olayım. Ben eşimin ‘her şeyi’ olmak istiyorum.” İyi, teoride süper, ama ya pratikte mümkün mü? Siz eşinize kızdığınızda, birlikte oturup onu çekiştireceğiniz kız arkadaşlarınızın yerine eşinizi koyabilmeniz mümkün mü? Patronunuza sinir olduğunuzda, aynı dertten muzdarip mesai arkadaşınızla oturup söylenmenin keyfini, konuyu hiç bilmeyen eşiniz verebilir mi? Ya annesine kızdığınızda? Öfkenizi kustuğunuz, kasıtsız, sadece içinizi boşaltmak için en sert kelimelerle kayınvalidenizi çekiştireceğiniz kişi, eşiniz mi olmalı? Elbette temelinde her şeyi paylaşmak istediğiniz insanla bir ömür paylaşmak güzel. İşinizde problem yaşadığınızda eşinizden fikir almak, evlilikten beklentilerinizi oturup tadıyla eşinizle paylaşmak güzel. Ama, dengeyi bozup tadını kaçırmamak lazım. Neden eşinizin annesi olasınız ki! Onun zaten bir annesi var. Bir anneyle yaşamak isteseydi zaten annesiyle yaşamaya devam ederdi. Tamam, arkadaş da olun eşinizle, ama sizinle arkadaş kalmak isteseydi bir evlilik cüzdanına gerek kalmazdı zaten. Bütün bu rollerin evlilikte yeri var, yok değil. Ama öncelikleri karıştırmamak gerek. Siz evlilik içerisinde önce ‘eş’siniz. Eşinizin her şeyi olmanız gerekmiyor ama illaki eşi olmanız gerekiyor. Sizi öncelikle kadın ya da erkek kimliğiyle görmesi gerekiyor. Sizin bir mahreminiz var, özel hayatınız var. Diğer tamamlayıcı kimlikler, eş kimliğinin önüne çıktığı zaman arzu, heyecan ve tutku gibi kavramlar gölgede kalıyor, zaman içinde de unutulup gidiyor. “Eşimi çok seviyorum. O benim en iyi dostum. Ama artık onu eşim gibi sevmiyorum” cümleleri, öyle çok çıkıyor ki karşıma. Bunun içinde erken yaşta evlenmenin, birlikte büyüyüp farklı gelişmenin payı olduğu kadar, eşinin tüm hayatını işgal etmenin de payı var. Eşinizin her şeyi olmaktansa, hayatında en sevdiği, en çok istediği olmak, daha doğru gelmiyor mu kulağa? Bırakın onun arkadaşları olsun, annesi, babası ve kardeşleri olsun. Birlikte içip dertleştiği insanlar olsun. Ama eve döndüğünde sarılmak istediği, birlikte gülüp eğlenmek istediği insan siz olun. Her şeyi siz olmayın ama her şeyi paylaşmayı arzuladığı insan siz olun.